Zelig – Uyumluluk Modu

zelig_woody_allen_poster

Woody Allen, ne filmleri ne de bir dönem pek yaygın olan kitapları ile ilgimi çekmiş biri olmadı. Ta ki, televizyonda kendisinin Zelig filmine denk gelene kadar.

Zelig kimdir?

Uyum ihtiyacından muzdarip Leonard Zelig, kendisine yakın olan güçlü karakterlerin fiziksel görünümü dahil tüm özelliklerini takınmak gibi tuhaf bir yetenek geliştirir. 1983 yapımı bu eğlenceli sahte-belgesel (mockumentary), “Bukalemun Adam”ın 1920’lerde başlayan şöhretini ve sonrasındaki tedavi süresini kapsayan yaşam hikayesini anlatır.

Zelig yakınındaki insanları, yüzünü, fiziksel yapısını ve hatta konuştuğu dili bile kopyalar. Mesela bir Yunan lokantasında, normal normal yemek yerken, bir anda bıyığıyla, şapkasıyla bir Yunan’a dönüşür. İtalyanla İtalyan, Çinliyle Çinli, Kızılderiliyle kızılderili, doktorla doktor, siyahi ile siyahi olur.

Wooddy Allen, bukalemun adam Leonard Zelig rolünde oynarken Mia Farrow kendisinin bu değişimini tedavi etmeye çalışan psikoterapisti rolünde. Zelig’in durumuna günümüz entelektüellerinin analizlerine de yer verilen filmde Susan Sontag da Zelig’in garip hayatı hakkında yorumlar yapıyor.

Filmi bir yerde denk geldiğim şu cümle özetleyebilir: 

Her yetenek bir lütuf değildir ve sevgi ihtiyacı insana sınırları aştırabilir. Hem iyi hem o kadar da iyi olmayan anlamda.

Dr. Fletcher: Bana neden yanında bulunduğun insana benzediğini söyle?
Zelig: Çünkü bu güvenli.
Dr. Fletcher: ‘Güvenli’ ile neyi kastediyorsun?
Zelig: Güvenli… diğerleri gibi olmak.
Dr. Fletcher: Güvende olmak mı istiyorsun?
Zelig: Sevilmek istiyorum.

Sevilme yoluyla güvende hissetmek isteyen Zelig, hipnoz seansında ilk ne zaman kimlik değiştirdiği sorulunca Moby Dick’i okumadığı halde okuduğunu söylemesiyle başladığını söylüyor. Tanıdık gelmedi mi?

Nereden çıktı bu Zelig?

Dönem dönem hepimiz bir filmde, bir ortamda, bir kitapta gördüğümüz kişi gibi olmayı arzu ederiz. Bir davranışını, bir duruşunu, bir kıyafetini yansılayabiliriz. Sevilmek ve kabul edilmek ihtiyacı ile, Zelig’in bir sahnesinde geçtiği gibi okumadığımız bir kitabı ‘okudum’ diyebiliyoruz. Ama bazen bu ayar kaçabiliyor. Güven, kabul edilme ve özünde sevilme arzusuyla ortamdaki sevildiğini düşündüğümüz, kabul edilen kişinin hallerine bürünebiliyoruz. Onaylanma ihtiyacımız kendimizi reddetme o kadar ki bir süre sonra reddettiğimizi unutma haline dönüşebiliyor. inandığımızı söylemiyoruz da söylediklerimize, bizden söylememiz beklendiğini sandığımız söylediklerimize inanmaya başlıyoruz. Kendimiz olarak eylemek yerine beklendiği gibi eyleyip kendimize yabancılaşıyoruz. Kendimize sahip çıkmak adına hepten kapatmıyorsak kendimizi.

Hepimiz Zelig’iz!

Zelig hep hayatımızda mamafih. Ve de tabii, hepimiz biraz Zelig’iz ve başkalarını yargılamadan önce kendi halimize daha çok bakmakta fayda var.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir